Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2012 Perşembe

Monet'in Bahçesi


Oscar Claude Monet tam bir sayfiye insanı, emekliliği bile gelmeden Çanakkale'ye gidip domates yetiştirecek cinsten. ''Çiçeklerim ve resimlerin dışında başka hiçbirşey beni ilgilendirmiyor'' diye buyurmuş kendileri.
Farklı seriler çizmiş olmasına rağmen asıl ustalığına çiçek resimlerinde ulaşmış. Gelincikler tablosu uzun yıllar teyzemin duvarını süslemişti.
Bu manzara resimlerini Paris'in orta yerinde çizemezdi elbette. Sürekli şehir dışına doğa yürüyüşlerine çıkarmış. Yine böyle bir gezi sırasında görüyor Giverny'i. Paris'in biraz dışında sessiz sakin bir kasaba. Monet ilk fırsatta ailesiyle beraber buraya yerleşmiş ve kısa sürede de kiraladığı evi satınalmış.
Asıl ilgimi çeken olay bundan sonra yaptıkları. Resimleri için dağ bayır gezen adam kendi modelini yaratmaya karar veriyor. Yerel yönetimden izin alarak yakındaki bir kaynaktan bahçesine su çekiyor ve kendine ait bir göleti oluyor. Bahçe dediysem ,adamın 8 bahçivanı var, öyle bir bahçe yani! Göletinde çeşit çeşit nilüferler yetiştirmiş ve daha sonra fransız devletine hediye etmek üzere bunların dev boyutlarda resimlerini yapmış.
O dönem avrupa japon ressamların ahşap baskılarıyla dolu. Japonların dingin doğa resimleri Monet'in hem resmini hem de bahçesini etkilemiş. Resimlerinde model olarak kulanmak üzere bahçesine bir japon köprüsü yaptırmış. Benim de duvarımda Hokusai'nin Büyük Dalga resmi asılı, ben en fazla gittim bir tane Atatürk çiçeği aldım salona renk katsın diye. Teey tey...
Bugün Monet'in Giverny'deki evi ve bahçesi gezilebiliyor. Bahçe tam bir çiçek cenneti ama görülmeye değer tek şey bahçe değil. Evin kendisi de Monet'in tablolarından birine dönüşmüş. Aslında mimarisi bile bir tuhaf, 5 metreye 40 metre, yemek odası sap sarı, mutfak mas mavi. Derseniz ki 40 dakikalık yolu gitmeye değer mi? Ona birşey diyemem. Yani on günlüğüne Paris'e gitsem zaten üç gün Louvre'u gezerim, gene de Monet'e vaktim olmaz. Tercih sizin. What Dreams May Come filmindeki gibi tabloların içine dalmak isterseniz ,sanırım buna en yakın şey Monet'in bahçesi olacaktır.

Giverny'deki evin planı
İnce uzun tuhaf bir ev
Monet'İn evdeki atölyesi. Daha sonra Nilüfer serisi gibi resimler için daha büyük atölyeler inşaa ettirmiş. Van Gogh, zavallım resimlerini yakarak ısınırdı, Monet ise içine sinmeyen resimleri yakarmış.





Adamın hakkını vermek lazım, renkleri evinde de resimlerindeki kadar cesurca kullanmış.
Monet'in bahçe planı, zaman içinde biraz değişmiş ve her hevesli bahçıvan gibi bahçesiyle uğraşmaktan, yeni çiçekler yetiştirmeyi denemekten asla vazgeçmemiş.

Monet'İn japon ressamlarından etkilenerek inşaa ettirdiği Japon köprüsü. Son yıllarında sudaki yansımalarla çok uğraşmış, salkım söğütlerin durgun sudaki yansıması ve nilüferler.
Köprüler japon ressamlar için de önemli bir öğe

Gelincikler tablosu
Kaynak: 
Sabancı Müzesi
giverny.org
wikipedia
abcgallery.com
ohmigallery.com

29 Mayıs 2012 Salı

Geçen akşam kardeşimle beraber Remgillerdeydik...


Geçen gün bahar temizliği niyetine kitaplığıma girdim. Yıllardan beri sakladığım defterlerim var. İçlerinde ne olduğunu ben bile unuttum. Bu defterlerden birini karıştırırken bir not gözüme çarptı
'' Koolhaas Houselife''
Zamanında not almışım ama daha sonra ilgilenmeye fırsatım olmamış. Kısmet bugüneymiş diye geçtim bilgisayarın başına. Bahar temizliği biraz daha bekleyebilir.
Belgesel, Rem Koolhaas'ın 1998 yılında Bordeaux'da tekerlekli sandalye kullanan bir müşterisi için yaptığı evi anlatıyor, Maison a Bordeaux.( Time Dergisi; 1998 Yılı En İyi Tasarım)
Ama belgeselimizin kahramanı evin temizlikçi kadını. Dolayısıyla belgeselin gidişatını Rem Koolhaas'ın modern mimari görüşü vs. değil, baya baya bizim Perihan abla belirliyor.


Evi veya belgeseli çok fazla anlatmak istemiyorum, internette kolayca bulunuyor. Kendiniz izleyin görün.
Ama şunu söylemezsem çatlarım; o kadının, üçgen basamaklı dönen merdivenden, elinde elektrik süpürgesiyle çıkma çabası efsaneydi.

Aslında kendimizi olaya fazla kaptırdığımızda gerçeklikten nasıl koptuğumuzun resmidir. Sen kesintisiz manzara diye tüm duvarları cam yaparsan kadın da perdeleri düzelteyim diye 15-20 dk boyunca yürür.
Brüt beton olsun, malzemenin ham halini göreyim dersen, Rem Koolhaas da olsan, yaptığın evi su basar, pencere altlarına eski fanilalarını sıkıştırırlar.

Ama müşterinin Rem'e evi sipariş ederkenki sözlerini düşünüyorum da belki de bu evi ''engellilere'' bakış açımızı değerlendirdiğim bir yazı içinde anlatmalıydım.

“Tahmin edebileceğinin aksine, yalın, basit değil, karmaşık, komplike bir ev istiyorum. Çünkü, başkalarının aksine, bu ev benim hayatımı belirleyecek”
Bakmayın böyle durduğuna, aslında nasıl sevimli bir adam anlatamam.