Konut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2018 Pazar

Goodwood Festival of Speed


Goodwood Yerleşkesinin ilk binası 1730 senesinde mimar Roger Morris tarafından yapılıyor. 1970 senesine referans vermek gerekirse aynı sene Patrona Halil isyan ederek 3. Ahmet'i tahttan indirdi ve Lale Devri sona erdi. 

''Tuğladan bir Roma buldum, mermerden bir Roma bırakıyorum'' diyen İmparator Agustus, ünlü askeri mimar Marcus Vitruvius Pollio'nun hamisidir. M.Ö 80-15 arasında yaşayan Vitruvius'tan geriye herhangi bir yapı kalmamış olmasına rağmen bugün ismini bilmemize sebep yazdığı on ciltlik De Architectura'dır.
1537'de hümanist filozof Gian Giorgio , genç yetenekli Andrea Pietro della Gondola'yı işe aldı ve onu Vitruvius'un fikirleri ile tanıştırdı. Palladio lakabını (Bilge olan) alan genç adam Roma mimarisinden esinlendiği yapıları ile Venedik'te çok ünlü oldu. Quattro Libri dell'Architecttura'yı (Mimarinin dört kitabı) yayınlaması şöhretini daha da büyüttü.
Kıta Avrupasında Barok tarzın hakim olduğu dönemde İngiltere de Pallian mimari hakim olmuş.
Yani Vitruvius'un MÖ.15'te tamamladığı De Architectura'dan esinlenen Palladio'nun 1537-1580 tarihleri arasında yaptıkları ve yazdığı kitaplardan esinlenen Matther Brettingham 1747-1750 arasında Palladian tarzdaki güney kanadını inşaa etmiş. Vay arkadaş.



Yapının ilk planlanışı parça parça inşa edilerek planın sekizgene tamamlanması imiş. Bu doğrultuda, 1771 yılında Mimar James Wyatt , yapıya kuzey kanadını ekliyor (Bu kısım 1960da yıkılmış).
1800 yılında ise Brettingham'ın güney kanadına Regency State Konutlarını ve ana binanın giriş cephesinin iki yanındaki yuvarlak planlı kuleleri ekliyor.
Goodwood Yerleşkesi bu haliyle bir bile saray yavrusu iken sekizgene tamamlayıp kiminle sidik yarıştıracaklardı bilmiyorum ama ingiliz aristokrasisinin soluğu 3. kanatta kesilmiş.
Goodwood Yerleşkesi bu haliyle gösterişli bir iç dekorasyona fakat oldukça sade bir dış cepheye sahip.

Bugün Goodwood'u haritaya sokan kişi Lord March. Profesyonal bir fotoğrafçı olan Lord, İngiltere'de fotoğrafçılan artık nasıl para kazanıyorsa, 1990'da Goodwood'u satın alıyor, kısa süre sonra da Richmond Dükü oluyor. Dük olmasının, Goodwood'u almasıyla bir ilişkisi var mı bilmiyorum. Ev sahibi olunca Dük mü oluyorsun? Kadro mu açılmasını bekliyor muş, kafamda deli sorular var.

Her neyse! Dük'ün aklındaki plan Goodwood'un eski motor sporu geleneğini geri diriltmek ve bölgeye bir canlılık getirmekti ama tarihi Goodwood pistinde yarış düzenlemeye kalktığında karşısında efsanevi İngiliz bürokrasisini bulmuş. Bürokrasinin engellerinden sıyrılmak için ilk Festival of Speed yarışını kendi arazisinde düzenledi. Hatta adına da yarış değil bir tür gösteri diyerek kendini kanuni engellerden sıyırdı.
Goodwood yarışlarının ilki ve sancak gemisi Festival of Speed. Hillclimb (tepe tırmanışı), Soapbox challenge ( yokuş aşağı yarış), Forest Rally Stage (Orman rallisi), Supercar run (son model arabalar için zaman yarışı), Cartier Style et Luxe; jürili bir otoşov.
Moving Motor Show
Goodwood Revival'ın özelliği ise katılımcı araçların 1940-50-60 dönemi aracı olması.
Goodwood Festivali bir yarıştan çok gösteri. İzleyiciler için getirdiği kıyafet kodu bile buna bir gösterge. Parasını verdim, ister şortla istersem de mayomla gelir gezerin diye bir görgüsüzlük yapamıyorsun.
Qatar Goodwood ise at yarışı.
İşin özü yarış değil de gösteri olduğundan Goodwood'da insanın karşısına çıkacaklaırn sınırı yok gibi. Bu sene Jetpack, çimbiçme makinası ve 1. dünya savaşından kalma bir uçak bile vardı.
Richmond Dükü sadece yarış düzenlemekle de kalmıyor. Her sene heykeltraş Gerry Judah'a festivalde sergilemek üzere bir heykel yaptırıyor. Benim de Festival of Speed ile tanışmam aslında Gerry Judah'ın işlerini görmem ile oldu.
Gerry Judah

2006 Renault-Grand Prix'in 100. yılı. Bilgisayara bağlanan Formula 1 araçları ile Gerry Judah'ın yaptığı sistemi gramafon gibi kullanıp God Save The Queen şarkısını çalmışlar

2017 Bernie Ecclestone'un şerefine yapılmış bu heykel, Formula1'in  multimilyar dolarlık bir yapıa dönüştürmesini kutluyor.

2018 Porsche- Porsche'nin 70. yılında havaifişekten esinlenen bir heykel ile açılışı yaptılar bu sene.

Ulan ben ülkede adam gibi heykel görünce gözlerim yaşarıyor. Isparta, sokak ortasında kafana saksı düşer de hafızanı kaybedersen nerede olduğunu hatırlaman için dev gül  heykelleri ile doluyken adamlar her sene böyle bir şaheser yapıp sonra da söküp atıyorlar! 

Festival of Speed'İ belli bir tarihi yok. Her sene Le Mans ya da Formula1 ile çakışmaması için tarihi ayarlanıyor. İlk senelerde yaşadıkları izdihamdan dolayı seyirciye bir kota koymuşlar. 
Good wood Festival haricinde herhangi bir otel gibi. Gidip konaklayabilir, gezi turlarına katılabilir ya da 5 çayına katılabilirsiniz. Evete ingiliz olunca 5 çayı etkinliğiniz oluyor, kapıda bilet kesiyorsunuz filan.

Goodwood gösterişli bir yapı olmasına rağmen İngiltere gibi bir ülkede  bulunmaz hint kumaşı değil. Ama bugün Goodwood ismi Festival of Speed ile bir markaya dönmüş duruşumda. Maalesef benim bu yazıyı kaleme aldığım gecenin bu saatinde sterlin 6.5TL iken İngiltereye gidip Festival of Speed'i izlemek biraz hayal gibi sanki.  Yine de umudumu yitirmiyorum. Aklımın bir köşesindesin Richmond. Olur da toplumsal statüde basamak atlarsam kapındayım!

Kayak:
Wikipedia (Tabi ki girmedim, deli misin! Yasak oğlum. Sadece eski bir cumhurbaşkanı giriyormuş diye duymuştum)
https://www.goodwood.com (Resmi anasayfası. Aranılan tüm bilgiler burada mevcut az çok. Bilimum instagram hesaplarını da takip etmenizi ayrıca tavsiye ederim)
http://www.gutenberg.org/ebooks/20239 (Herkesi bu kadar etkileyen Vitruvius kimdir derseniz kitabının üzerindeki telifler kalktığından dolayı internetten bu adresteki gibi bedava versiyonlarını bulabilirsiniz. Yok illa arşivimde durması gerek diyenler için 20 küsür TL civarındaydı.

SaveSave

14 Nisan 2018 Cumartesi

Çankaya Atatürk Köşkü - Vedad Tek


Ankara, cumhuriyetten önce bir taşra kasabasıydı. Anadolu’nun kalbinde ve demiryolu ağının kesişim noktasında lojistik açıdan değerli ve askeri açıdan savunulması kolay olduğu için başkent seçilen kasaba hızla büyüdü.
Ruşen Eşref ile yaptıkları at gezintisinde Mustafa Kemal’in bağ bölgesi olan Çankaya’yı beğenmesi üzerine, Ruşen bey Ankara müftüsü Rıfat Börekçi’ye bunu söyler.  Müftünün aracılığı ile Çankaya’daki Kasapoğlu köşkü alınıp Mustafa Kemal’e hediye edilir. 

Köşk dediğime bakma, hepi topu iki katlı bir bağ evi. Ama o zaman ömrünün çoğu cephelerde çamurlu hendeklerde, karargâh çadırlarında geçen Mustafa Kemal’e saray gibi gelmiş olabilir. Zira hiç şikayet etmeden 1921’de buraya yerleşir. 
1923’de karısı Latife hanım Ankara'ya gelir. Burada Barış Manço’dan Ata’ya geliyor; 
‘’El kızı doyar mı çavdar ekmeğiyle, babası büyütmüş baklava börekle’’
1923 yazında evi büyütme çalışmaları başlar.  Mustafa Kemal de olsan tek bir gerçek var, karın mutluysa sen de mutlusun.


Bu devirde bu işin verilebileceği iki adam var; Vedad Tek ve Ahmed Kemaleddin. 
Mimar Kemaleddin orta halli bir aileden geliyor ve ittihat ve terakki yanlısı iken Vedad Tek’in babası önemli valilikler yapmış Sırrı Paşa, annesi ise ünlü bestekar Lale Saz hanım. Dedesi veliyaht Abdülmecid’i sünnet etmiş  daha sonra da sarayın hekimi olmuş. Dolayısıyla Kemaleddin ne kadar sıradan halk ise Vedad Tek de, Osmanlıda ne kadar asilzade olunabilirse o kadar asilzadeydi.
Bana sorarsan  bir cumhuriyet kuruyorsam, yerine kurduğum imparatorlukla böylesine yakın ilişkisi olan bir adamı evimi yapması için tutmazdım.  Ama sanırım mimar Kemaleddin o esnada Kudüs’de Mescid-i Aksa’nın onarımıyla meşgul olduğundan aslında tek seçenek Vedad beydi.
Mustafa Kemal benim kadar kinci olmadığından olsa gerek çok da kafasına takmamış. Hatta Vedad Tek ile oldukça iyi geçinirmiş. 

Osmanlı İmparatorluğu sermimarlığı zamanında bolca yaptığı kamu binalarında hiç bir şey yapamıyorsan simetrik yap mottosunu benimseyen Vedad bey  müstakil konutların en azından cephelerinde daha serbest takılmış. klasik pencere boyutlarını yerine göre bozmuş, cumbalarla oynayarak asimetrik cepheler tasarlamış. Geleneksel motif ve süslemeleri avrupada gördüğü modern akımlarla tekrardan yorumlamasına rağmen plan tipini hiç sorgulamamış. 

Her şeyin ölçütü insandır. Konut mimarisi kadar da insani bir mimari yok. İlk olarak ateşin etrafına dizilmemizle başlattığımız plan kurgusu, ‘’ eniştemin osuruğunu koklamaktan bıktım’’ dememizle bir sofanın etrafını çevreleyen odalara dönmüş, mahremiyet.
Mekanın ortadaki ateş , yangın tehlikesinden dolayı bahçedeki fırına döndü, daha sonra eve giren mutfaklar Vedad Tek döneminde bile bağımsız takılıyordu, ana girişten ayrı kendi girişleri vardı. Vedad Tek’İn ömrünün sonunda çizdiği apartman planları bile bu şekilde.
Zamanla teknoloji gelişiyor ve soğuk kış günlerinde gecenin bir yarısı bahçeye çıkmaya üşendiğimizden Tuvalet- Banyoyu eve dahil ediyoruz. 
İşte Vedad beyin mimarlık yaptığı dönem bu araya denk geliyor. Daha sonraları o sofalar küçülüp giriş holü oldular. Şimdiki evlerde hol bile yok, kapı direk koridora açılıyor.

Rölöve:Yıldırım Yavuz

Büyük bir konak için mevcut bağ evini yıkmak yerine eklerle büyütmeyi seçmiş (resmen sürdürülebilir mimari). Eski yapının önüne ve arkasına ekler takarak evi klasik türk evi plan tipine uyarlamış. İlk olarak Vedad beyin eki olan rüzgarlıktan geçip eski yapının içine Giriş holüne geçiyorsunuz. Giriş holü dediğim bildiğin Sofa. Sofaya girip buradan  Yeşil salon, Yemek salonu ve çalışma odasına dağılınıyor. Başka bir deyişle giriş kat selamlık.
Yemek salonun yanındaki mutfağın asıl girişi arkada. Şimdi bunun sütçüsü var tüpçüsü var, hane mutfakları da otel mutfakları gibi servis alanı muamelesi gördüğünden Vedad Bey’in daha sonradan yapacağı apartmanlarda da mutfaklar ayrı bir girişe sahip olacak.
Üst katta ise yatak odası ve ona bağlı çalışma odası ve kütüphane var. Bina planının herhangi bir klasik türk evinden farkı yok.

 
Giriş Cephesi

Sonradan eklenen kule

 Rüzgârlık

Giriş Holü

Yeşil Salon

Eli Kabul (Çalışma Odası)

Yemen Salonu

Radyo ve Sigara Salonu

 
Üst Kat Hol

Misafir Yatak Odası

Kütüphane

Masanın altında yatan Fox'a dikkat

Çalışma Odası

Ana Yatak Odası

Banyo

Vedad beyin kariyeri boyunca mimari sorgulamaları daha çok cephe ve süslemelerde olmuş gibi. Ama Osmanlı ile  yeni kurulan cumhuriyete iş yapmak arasında fark var sanırım çünkü Gazi Köşkü’nün cephesinde tek parça mavi seramik yok. Son derece sade taş duvarlardan ibaret. 
Yapının arka cephesinde zemin katta sigara odası, üst katta ise çalışma odası olarak eklenen kısım cihannüma olarak tasarlanmış. ( Bu kelimeyi çok seviyorum, cihannüma!)
Cephesi bu kadar sade olan köşkün iç mekanı ise tam bir tezat; tavan süslemeleri, büyük ahşap mobilyalar vs.

Yapılan ekler sonrasında yapıda bazı duvarlar bel vermiş. 1926 yılında tadilat ihtyacı doğmuş. Bu dönemde de Vedad Bey ile hükmetin arası bozulduğundan onarım işini Alman Holzman firmasına veriyorlar. Onlar da hazırladıkları raporda Vedad Beyi itin götüne sokmuş afedersin ‘’Hayret bu bina bu zamana kadar nasıl çökmemiş, bunu yapan mimar mecnun herhalde’’ filan demişler. ( yuh!)

1927 yılında Ernst Arnold Egli’nin davet üzerine Ankara’ya gelmesi ile Türk Mimarisinde Kemaleddin-Vedad Tek devri kapanıyor. Osmanlının bu son mimarları yerlerini Ernst Arnold Egli, Clemens Holzmeister’e bırakıyorlar.   Özellikle Mimar Kemaleddin’in işleri acımasızca elinden alınıp Ernst Arnold Egli’ye verilmiş. 

Mütevazı bir köşk olan Gazi Köşkü , cumhurbaşkanlığı konutu olarak yetersiz kalınca yanına yenisinin yapılma işi  1930’da Clemens Holzmeister’a veriliyor. O da Pembe Köşk olarak da bilinen Çankaya köşkünü inşaa ettiriyor.   
Vedad Tek’İn Gazi köşkü imkansızlıklar yüzünden sade bir cepheye sahipken Pembe Köşkün suratsızlığı Holzmeister’İn mimari tarzının bir sonucu.  Holzmeister’in bu köşkü tasarlarken Türk Evinden ne kadar etkilendiği,  cephede yaptığı uzun açık koridorun Türk evindeki Hayat’ın modernize edilmiş hali olduğu, havuzlu orta holü ile ilgili yazılar okudum. Yani yuh!

Simetrik Plan kurgusuna karşı hislerim zaten Belli. Cephede cumbalar var ama sadece ön yüzlerinde pencere var. O zaman  neden cumba?  Efendim cepheyi geri çekmiş de Hayat olmuş da, biliğin açık koridoru bana 10 liraya satılan fincanda sallama çay gibi kakalıyorlar sanki.
Holzmeister’in suratsız mimarisinin değersiz olduğunu söylemiyorum. Genelkurmaya yaptığı binayı beüenirim mesela. Çünkü adamın tarzı kışla yapmaya uygun. Devlet binası dendiğinde aklıma gelen orantısız, süslemesiz, özensiz bina cephelerinin ilk mimarı Holzmeister.
Bayrağı daha sonra yabancı mimarlardan devralacak olan Seyfi Arkan ve Sedad Hakkı Eldem de tek parti döneminde insan ölçeğinin üstünde binalar tasarlayacaklardı ama oranlara daha hakim olduklarından böyle saçmalıklar yapmadılar. 
Ohh, Clemens’e kinimi kustuğuma göre Gazi köşküne dönebiliriz.

Pemba köşkün gelişiyle Gazi köşkü boşa çıkar. Bugün yapı müze köşk olarak hizmet veriyor.  Bir klasik olarak pazartesileri kapalı, haftaiçi ise randevu ile girilebiliyor. Haftasonu , eğer bayram değilse 13:00-17:00 arası randevusuz ziyaret edilebiliyor.  hazır çankaya yerleşkesine girmişlen Seyfi Arkan’ın Atadan köşküne de bir kafayı uzatıp bakarım diyorum.

Kayak:
M.Vedad Tek Kimliğinin İzinde Bir Mimar _ Afife Batur
Son Dönem Osmanlı ve Çağdaş Türk Mimarlığında ‘’Oryantalist’’ Yaklaşımlar _ Prof.Dr.Yıldırım Yavuz
https://www.tccb.gov.tr/cumhurbaskanligi/yerleskeler/muze_kosk/muze/

http://www.goethe.de/ins/tr/ank/prj/urs/geb/geb/cum/trindex.htm

25 Ocak 2018 Perşembe

Kesit


1890lardan kalma ikiz binanın 1950'deki sahiplerinden biri mütahite "satmıyorum ulan" diyince, mütahitte binanın aldığı  yarısıyla yola devam etmiş.
Sırf bunu görmek için Toronto'ya gideceğimi sanmıyorum. Toronto'ya yolum düşse dahi, 'bana uzak' diye gidip görmeyebilirim.
Bana google streetview den görmek yetti.

Kaynak:
http://www.huffingtonpost.ca/2013/04/18/half-house-toronto-duplex-split-down-middle_n_3108399.html

17 Ocak 2016 Pazar

Çölde Bauhaus :Albert Frey


2. Frey evi bana sorarsanız pek de eve benzemiyor.Daha çok  Mies van der Rohe'nin Barselona Pavilyonunu hatırlatıyor. Mimar Albert Frey üniversitede okurken Bauhaus fırtınalar estirmekteydi, bunun da üstüne Albert Frey'in mezun olduktan kısa süre sonra Le Corbusier ile çalışmaya başlaması da çölün ortasına camdan bir ev yapmanın sebebini açıklıyor.

Benim ataların ok atıp, okun düştüğü yere otağlarını kurduğundan olsa gerek yapı olarak üşengeçim. Albert Frey ise İsviçre doğumlu olduğundan mütevelli evi yapacağı doğru yeri bulmak için dağ tepe gezmiş. Doğru noktayı bulduktan sonra da güneşin haraketlerini, hangi saatte nereye nasıl gölge düştüğünü görmek için de bir zaman harcamış. Evin yerine ve yönüne karar verikten sonra da evin içine dahil edeceği kaya parçasının şablonunu çıkartmış (Annemlerin eve hızar getirip dolabın kapaklarını giriş holünde kesen ustaya selamlar olsun). Tüm bunlar 4 yılını almış, 4 yıl!
Tabi o kayanın orada imar var mı derseniz bugün Albert Frey'in , Palm Springs'in en önemli binalarından bir kaçının mimarı olduğunu belirtmeliyim. Şehirde Modern Mimari turu düzenleniyor her yıl, gelip bu evi gezdiriyorlar. Muhtemelen belediyede biraz nazı geçiyordu.

Birinci Dünya savaşı bittiğinde genç Albert 16 yaşındaydı. Anası kendisini bir Kadir gecesi doğurduğundan savaş onun askerlik çağı gelmeden bitmişti ama savaştan sonra yaşanan yoksunluğu yaşamış olmalı.
''Gençliğimde zorunluluktan dolayı en az malzeme ve efor gerektiren tasarımlar yapmak zorundaydım. O zamanan beri bu prensibi   estetik olasılıklar yaratmak ve zihnimi tatmin eden bir meydan okuma olarak görüyorum. Şimdi artık anlıyorumki kaynaklarımız sınırlı ve büyük ölçüde nüfus artışıyla beraber artan tüketim iyi değil''
Binaenaleyh Albert ikonik çöl evinin çatısını trapez gibi avam bir malzemeyle kaplar!

Anadolunun dar sokaklarında bir ev yapmadığından ötürü Albert'in  cam bir kutu tasarlarken mahremiyetle ilgili büyük sıkıntıları yoktu. Ama bu onu evde donla gezerken görebileceğiniz anlamına gelmiyor. 4 yıl boyunca dağda bayırda boşa gezmediğinden evi öyle bir yerleştirmiş ki eve giden yoldan ilerlerken bine evi göremiyorsunuz.Tek gördüğünüz şey yamaçtaki doğal taşlardan yapılmış istinat duvarı oluyor.

Çölün ortasına yerleştirilmiş her bekar evinin olmazsa olması havuz evin merkezinde.Yaşam alanı iki kottan oluşuyor. Sabit oturma grubunun sırtı üst katta yemek masasına dönüşüyor. Yaşam alanı ile yatak odasını ayıran tek şey camdan içeri girmiş kaya parçası. Bizim haremlik selamlık mantığımıza pek uyduğu söylenemez.
Albert Frey bu evi 1964'de tamamladı. 1945'de ikinci dünya savaşı bitmiş ve 1947'de soğuk savaş başlamıştı. Soğuk savaş dönemi insan psikolojisi açısından ilginç bir dönem. Amerikada tam bir nükleer savaş korkusu hakim, okullarda çocuklara nükleer bomba patlarsa masaların altına saklanmaları öğretiliyor. Delirmiş amerikalılar evlerinin bodrumlarında sığınaklar kazıyor. Ama  bir yandan da 1962'de Jetgiller başlıyor. Geleceğe dair umut dolu bir bakış. Hizmetçi robotlar, her yerde tuşlar, uçan arabalar. Soğuk savaş bir uzay yarışına dönüştüğünden dolayı roketler tüm tasarımları etkiliyor.



Frey evinin içine baktığınızda roket çağının, jetgillerin etkisini görebiliyorsunuz. Tüm mobilyaların evin bir parçası oluşu ve kayanın üzerindeki aydınlatma anahtarı ile tam bir jetgiller evi.
Albert Frey 1967'e 30 m2'lik bir misafir odası eklemiş. Evin geri kalanının 74 m2 olduğu düşünülürse büyük bir değişiklik. Ev o zamandan beri olduğu gibi korunuyor ve her sene ziyarete açılıyor. Palm Springs'e yolum bir gün düşerse eğer blog.modernismweek.com adresinden bilet bakılmalı. Mümkünde kokteylli akşam turunu yakalamak lazım.





'Işıltı şehirden, bilgelik çölden gelir'
Arrakeen Atasözü


Kayak:

Wikipedia

11 Temmuz 2014 Cuma

Validebağ Korusu ve Adile Sultan Kasrı

Uzun zamandır eksikliğini hissediyordum Validebağ korusunu görmemiş olmamın. Geçen haftasonu bir fırsat yaratıp bu ayıbımızdan kurtulduk.

Validebağ korusu Anadolu yakasının, Karacaahmetten sonraki en büyük yeşil alanıymış. 10 hektarlık alan üzerinde Koşuyolu,Altunizade ve Barbaros mahallelerinin kesiştiği noktada bir vaha.

Sultan 3.Selim'in, annesi Mihrişah Valide Sultan için Çamlıca eteklerinde bir bağ köşkü inşa ettirmesi ile başlar her şey. Mülkiyet Sultan Abdülmecid'e geçince o da kendi annesi Bezmialem Valide Sultan'a hediye eder. Yurt içinden ve dışından getirttiği bitkilerle, Bezmialem Valide Sultan korunun temellerini atmış olur.
Bezmialem Valide Sultan'ın ölümünden sonra Validebağ arazisinin mülkiyeti bu sefer Altunizade ailesine geçer. (Adamlar koca bir semte isimlerini vermişler, oha diyorum).
Altunizade İsmail Zühtü paşa bir hata yaparak 1853'de muhteşem bir köşk yaptırır. Köşkün namı yürüyüp de Sultan Abdülaziz'in kulağına kadar gidince Altunizade İsmail Zühtü paşa, ağanın pohunun üzerine poh edilmeyeceğini bildiğinden 'Aman sultanım beğendisyseniz sizin olsun' demiş ve yepis yeni köşkü ve Validebağ korusu bir kez daha payitahta geçmiş.(oyuncak ettiniz lan)
Daha da acısı Sultan Abdülaziz, dakika bir gol bir köşkü yıktırır. Yerine mimar Nigoğos Balyan'a yeni bir kasr sipariş eder. Sultan bu yeni yaptırdığı kasrı ;evet bildiniz, annesi Pertevniyal Valide Sultan'a hediye eder.
Pertevniyal Valide Sultan'da  kasrı, kızı Adile Sultan'a hediye der. Yapı daha sonraları el ve işlev değiştirmeye devam ettiyse de 1933 yılında adı Adile Sultan Kasrı olarak belirlenir. O deneme kadar Validebağ kasrı diye anılmaktaydı halbuki. Dikkatinizi çekerim, hangi valide olduğu kısmı boş bırakılmış.
 

Kasrın belkide hepimiz için en önemli özelliği Hababam sınıfının seti olmuş olması. Hani Mahmut Hoca'nın (Münir Özkul) cama çıkıp "Size ön bahçede top oynamak yok demedim mi!" diye atar yaptığı, Külyutmaz'ın (Ertuğrul Bilda) "kopya çektirmem" diye masaya çıkıp İnek Şaban'ın (Kemal Sunal)kağıdına bastığı bina.
Restorasyon sonrasında odalardan biri Hababam sınıfı müzesine çevrilmiş. Masalarda oyuncuların resimleri, duvarlarda Hababam Sınıfı serisine ait resimler, bence muhteşem olmuş.

Bugün korunun içinde Adile Sultan Kasrından ayrı olarak öğretmenler huzurevi ve hastane bulunmakta. Kasrın kendisi ise öğretmen evi olarak hizmet veriyor.

Koruda atlas sediri, himalaya sediri, kızılçam, fıstık çamı, sahil çamı, defne, armut, ak ve mor dut ve armut ağaçları mevcut.Ayrıca sincaplar ve yeşil papağanlar korunun sakinlerinden.
Korunun kışın çok güzel olduğunu okudum. Dediğim gibi ben daha ilk kez gittiğim için sadece yazınki haline bir yorum getirebilirim,her yerde ailecek gelmiş piknik yapan insanlar vardı. Bir tane bile mangalcıya rastlamamış olmam gözlerimi yaşarttı. Her haftasonu al çocuğu gel, o kadar yani.
Şu anki haliyle korunun eksikleri var, yürüyüş yolları düzenlense, akşamları için o yola bir aydınlatma çekilse, kapılara bekçi konsa fena olmaz.
Ama korunun kapısında duran bekçileri "bütçemiz yok" diye geri çeken üsküdar belediye başkanının seçim vaatleri içinde ;bir grup azınlığın değil tüm halkın kullanımına açmak, sinema (10dk mesafedeki Capitol çok uzak çünkü), kültür merkezi (düğün salonu diyor herhalde), suni gölet (ortasında fiskiye garanti), gözlem kuleleri (ağaçları kesince koruyu terk eden yeşil papağanlara el sallamak için) ve seyir terasları var.
Adile Sultan Kasrının yanına beton dökülüp fiskiye yapılan alan öylesine biçimsiz ki bırakın düzenlemeyi filan, gölge etmeyin başka ihsan eylemez demek istiyor insan.
Aslında belediye başkanlarımız keşke hiç iş yapmasa, seçilmişin bitmiş işte. Bir dönem al maaşını otur odanda. Ne hizmet edeceğim diye uğraşıyorsun. bırak olduğu gibi kalsın.



Aslında İstanbul'u yönetenlerin gözü uzun zamandır Validebağ korusunda. Hatta ucundan köşesinden kemirmeye başladılar bile. Anadolu yakasının göbeğinde böyle bir yeşil alanın varlığını koruyabilmesinin sebebi her türlü hukuksuzluğun peşine düşen, imzalar toplayan, davalar açan Validebağ Gönüllüleri.



Kaynak:
wikipedia
www.istanbul.net.tr
www.validebag.org
www.hilmiturkmen.com

29 Aralık 2013 Pazar

Güell Sarayı

Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?
Emin ol onu en çolpa herifler de becerir.
Sade sen gösteriver ''işte budur kubbe'' diye,
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye
Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhat o zaman.
Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.


Mehmet Akif Ersoy

İnşaa edilmeyen proje anca resimdir, duvarınıza asarsınız demişti bir hocamız. Başarılı bir mimar olmanız yetmez, insanları başarılı bir mimar olduğunuza inandırmanız da gerekir. Şey, tabi bazen bu kandırmaca mutlu sonla bitmez. Philip Johnson , başyapıtı Cam Ev yüzünden müşterisiyle davalık olmuştu. Yine Le Corbusier Villa Savoye yüzünden müşterisiyle kanlı bıçaklı olmuştu.
Mimarı bir başyapıt için bir Süleyman lazım, bir de Sinan.

Barselona'ya imzasını atmış Antoni Gaudi'nin Süleymanı ise Eusebi Güell'di.
 Casa Batllo, Casa Mila, Park Güell ve elbette Sagra da Familia'dan önce, Gaudi'nin henüz adı sanı duyulmamışken Eusebi Güell ,Antoni Gaudi'ye inandı.

Aslında inanması için elle tutulur bir sebebi de yoktu. Gaudi'nin tamamlanmış herhangi bir eseri yoktu. Casa Vicens henüz proje halindeydi, El Capricho'nun şantiyesi ise devam ediyordu. Güell, Gaudi'nin adını Paris Dünya Fuarında sergilenen çalışmalarından biliyordu.

İki adam hemen kaynaşmış olmalı. İkisi de katalan milliyetçisi ve koyu birer katolikti. Din ve politika, zaten erkekler için önemli olan başka ne var ki?Tuttukları takım konusuna hiç girmiyorum, ikisi de katalandı demiştim.

 Eusebi Güell (1915)
Antoni Gaudi (1878)

Güell'in babası Küba'da hatrı sayılır bir servete kavuşmuş bir girişimciydi. Annesi ise Cenova'dan Katalanya'ya göçmüş köklü bir tüccar ailenin kızıydı. Güell ailesi, burjuvazinin doğduğu dönemde burjuvaydılar.
Aristokrasinin düşüşü ile birlikte Burjuva onun yerini aldı. Sanatçıları artık lordlar ve krallar değil, sanayiciler ve tüccarlar destekliyordu.
Alemin yeni krallarından , taze zengin Eusebi Güell, kendine bir saray istiyordu. Bunun için de seçtiği mimar Gaudi'ydi.

O zaman için Barselona'nın varoş bir bölgesinde bir saray inşaa etmek için oldukça küçük bir arsa almıştı, 22mx18m. Ama Palau Güell hakkında okuduğum her yazıda söylenen, Gaudi'nin bu proje için bütçesinin sınırsız olduğuydu.
Daha mesleğinin başında, 34 yaşında, kendini ispatlamamış bir mimar için büyük bir proje bana sorarsanız.

Arsa varoş bir semtte olduğundan önünde büyük bir cadde değil, dar bir sokak vardı. Bugün bile Gaudi'nin giriş cephesinin şöyle karşıdan düzgün bir resmini çekmek mümkün değil.
Giriş cephesinde iki adet kemer vardır. Ne Gotik ne de Endülüs mimarisine ait olan bu yarım elipslerle Gaudi kendine ait bir yol çiziyordu. Aristokrasiden Burjuvaya geçiş gibi, Gaudi de Gotikten bir başka mimariye geçiyordu.
Gaudi'nin giriş yaptığı bu yeni tarzı Art Nouveau olarak kabul edenler var ama bence Avrupanın Art Nouveau mimarları kendilerinden utanır. ''Bu art nouveau ise biz neyiz'' diye. İspanyol/Katalan Art Nouveau'su diyenleri de duydum da...Yok Dudullu Art Nouveau'su demek istiyorum!
Gaudi yeni bir yol arayışındaydı. Bunun için Katalan kültüründen,Gotik mimariden ve çağın tüm nimetlerinden (betonarme) faydalanmakta kararlıydı.

Giriş cephesindeki katalan arması Güell'e ortak yanları olan milliyetçiliklerine göndermeydi. Ön cephenin İtalyan Rönesans Dönemi Saraylarını anımsatması ise Eusebi Güell'in annesinin İtalyan kökenli olmasındandı.
Giriş cephesindeki abartılı demir işçiliği Gaudi'nin daha sonraki tüm eserlerinde de kendini gösteriyor. Gaudi, nesillerdir bu işi yapan ustalarla çalışmayı tercih ediyordu. Bizim ofisin ustalarına ''Kapının üzerine demir bir akbaba istiyorum. Bu parmaklıklarda dönüp dolaşup yılan şeklini alacak. Bacanın tepesine de bir yarasa'' istiyorum desem muhtemelen suratıma boş boş bakarlar.

Yapı mimari olarak 3 kat yüksekliğinde bir orta avlu ve ona açılan odalar şeklindeydi. Gaudi, misafirleri geniş bir salonla karşılayamıyorsa bile en azından yüksek bir tavanla etkilemeye karar vermişti. Ayrıca Gotik kiliseleri andıran da bir ambiansı olduğunu kabul etmek gerek. Hoop geldik mi Gaudi'nin koyu katolikliğine! Hatta Eusebi piyano çaldığı için ona bu iç atriuma bakan dev bir kilise orgu da tasarlamış.

Büyük salonun tavanının ahşap kaplamasının ne kadar etkileyici olduğunu düşünsem de sarayın içinin genel olarak pek gaudivari olduğu söylenemez. Ama şunu aklımdan çıkarmamalıyım sanırım; Güell Sarayı, Casa Mila'dan Casa Batllo'dan önceydi. Gaudi belki de daha en başından böylesine farklı yapılarla Eusebi'yi korkutmak istememişti, ya da kendi de henüz o noktada değildi.
Gaudi'nin gelecekte varacağı noktaya dair en belirgin ipuçları Güell Sarayının çatısındadır. Bacalar, Gaudi'nin heykelimsi bacaları. Bu bacalar zamanla Sagra da Familia'nın kulelerine dönüştü diyebiliriz sanırım.

Eusebi Güell, ortaya çıkan sonuçtan çok memnun kalmış olmalıydı ki, daha sonrasında Antoni Gaudi'nin hamisi ve en yakın arkadaşı haline geldi. Ama yaşarken hak ettiği popüleriteye ulaşamadı. Öyle ki Gaudi, bir seferinde Güell'e ''Bazen bu tip mimariden hoşlananın yalnızca ikimiz olduğunu düşünüyorum'' dedi acıklı acıklı. Eusebi Güell ise '' Senin mimarinden hoşlanmıyorum, ona saygı duyuyorum!'' demiş.
Ama Antoni Gaudi'nin bu kadar az iş yapmasının ve zor müşteri bulmasının sebebi belki de müşterilerinin önüne koyduğu maliyet tablosuydu. Yani Güell Sarayı için sınırsız bir bütçesi olduğunu biliyoruz. Hatta Eusebi Güell'in bir çalışanının ''Ben patronun cüzdanını dolduruyorum, Gaudi de boşaltıyor'' demişliği bile var.
Ondan sonra vay efendim benim mimarimi beğenmiyorlar. Arkadaş, kapı kollarını bile özel tasarlamışsın!

Binanın tarihine dönecek olursak, Eusebi Güell burada 20 yıl kadar kalmış ama daha sonra Park Güell'e taşınmışlar. İspanya iç savaşı sırasında bina, karakol olarak kullanılmış. Düşünsenize, kapısında demirden bir akbaba olan bir karakol !!! Artık elbette bir müze. Nisan-Eylül arasında pazartesi hariç her gün 10:00-20:00 saatleri arasında, Ekim- Mart arasında ise pazartesi hariç her gün 10:00-17:30 saatleri arasında ziyarete açık. Gaudi'nin diğer eserleri kadar popüler olmadığından kapıda çok büyük bir kalabalıkla karşılaşmazsınız diye tahmin ediyorum.














Kaynak: 
http://www.gaudiclub.com/ingles/i_links/i_beat10.asp
http://architecture.about.com/od/greatbuildings/ig/Antoni-Gaud-/Guell-Palace.htm
http://www.barcelonayellow.com/bcn/sights/gaudi-buildings/palau-guell
http://nagihanguneser.com/2011/10/antoni-gaudi/
http://vimeo.com/32463808
http://www.guell.co.jp/
http://www.havetravelfun.com
Wikipedia
TASCHEN- ANTONİ GAUDİ- Rainer Zerbst