26 Kasım 2013 Salı

Benden daha boş beleş insanlar da var !


















Kaynak: http://www.archdaily.com/452121/archicine-illustrations-of-architecture-in-film/

20 Kasım 2013 Çarşamba

Alhambra

Büyük Göç. Asyadan batıya doğru göçen kavimler dağdan gelen bağdakini kovar misali Avrupayı istila eder. Lisedeki tarih derslerinden geriye bende pek birşey kalmadığından, kavimlerin neyden ya da kimden kaçtıklarını hatırlamıyorum. uzaylıların istilasıyla ilgili birşey olabilir. (Bu aralar kendimi History Chanell'a fena kaptırdım) Bu görgüden yoksun barbar kavimlerden biri olan Gothlar, Trakya üzerinden Avrupaya giriş yaparken, Roma imparatorluğunun bu yeni komşularını pek hoş karşıladığını sanmıyorum. Ama anasının gözü Romalıların eski bir deyişi vardır; İşi bilicen işe gitmiycen ya da İti ite kırdıracaksın. Dolayısıyla Romalılar hemen Gothlarla bir anlaşmaya varır ve peşlerinden gelen kavimlerin yolunu kesmek için Gotları, Romanın Batı sınırını korumakla görevlendirir. Belki de Avrupa'da kazıklanan ilk turistler olan Gothların , Romalıların verdikleri sözü tutmayacaklarını anlaması biraz zaman alır. Gothlar uğradıkların ihanetin bedeli olarak Roma şehirlerini yağmalar ama ardından barış sağlanır. Daha sonraki süreçte Gotlar ile Romalılar arasındaki ilişki bir küs bir barışık devam eder, hatta arada Gothların bir kolu olan Vizigothların Romayı üç gün boyunca yağmalamışlığı bile var.

Aralarının barışık olduğu bir dönemde Romalılar,Vizigothları Güney Batıdaki kabileleri süpürüp, bu toprakları İmparatorluğa bağlamakla görevlendirir. Ve böylece ispanya'nın temelleri atılmış olur. 300 yıllık hakimiyetleri süresince Frank kavimlerinin saldırıları ve Hristiyan isyanlarıyla boğuşan Vizigothlar bir gün yüzü görmezler. Bir gözü toprağa bakan Vizigoth hakimiyetini yıkmak için gelen emeviler'in keşif kolu meydanı öylesine boş bulur ki şöyle bir bakayım derken Fransa topraklarına kadar yürür, Halife Velid adamlarını geri çağırır da ondan geri dönerler. Ve 735 sene sürecek Emevi hükümdarlığı başlar İspanya'da. Aragon Kralı Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi 1.İsabel güçlerini birleştirerek (VOLTRAN VOLTRAN VOLTRAN) bu devri kapatmış ve İspanya sonunda hristiyan hakimiyetine geçer, ardından Kilisenin yükselişi ve İspanyol engizisyonu gibi birbirinden renkli dönemleri var ama şimdilik bizi ilgilendiren kısım Emevilerin çöküşüne kadar olan dönem.

Alcazaba
Granada emevilerin eline geçtiğinde şehre hakim tepede sadece Alcazaba vardı.Romalılardan kaldığı tahmin edilen Alcazaba bir saray değil bir kaledir. İlk Granada Sultanı 1. Muhammed, Alcazaba kalesini onarıp buraya yerleştiyse de bir Sultana bir saray gerekir. Hareminle beraber jakuzi keyfi yapamayacaksan bir harem sahibi olmanın ne manası vardır ki? 1. İsmail'de benimle aynı fikirde (tiynette) olacak ki Alcazabayı terk edip kendine bir saray inşaa ettirmeye karar verir. 1.İsmail'in Mexuar'ı inşaasıyla başlayan bu süreç, 1.Yusuf'un Comares'i ile devam eder ve 5.Muhammed'in Leones'i ile tamamlanır. Böylece 3 parçalı Emevi sarayı tamamlanmış olur. Alhambra'da Emevi sarayı haricinde Kızlar Kulesi (4. Muhammed), Partal Sarayı (1.Yusuf), 3. Yusuf Sarayı(Bugün artık sadece temelleri duruyor), 1 hamam ve sonradan kiliseye çevrilen bir camii de bulunmakta. Generalife'ye ayrıca değineceğim.
Alhambra'nın tasarımında mimarları yönlendiren çok ciddi etkenler vardı. Bunlardan ilki statik. Alhambra yapılış dönemi olarak Anadolu Selçuklu devletine denk gelir. Selçuklular diyince de aklıma gelen Divriği Ulu Camii. Mimar Sinan tek kubbeli yapı sistemini mükemmelleştirmeden çok önce inşaa edilmiş bu yapıların çok hantal olduğunu görürsünüz. Fil ayakları, duvarlarda yeteri kadar büyük pencereler açılamadığı için loş iç mekanlar. Dönemin Emevi mimarları da çağlarının çok ötesinde sayılmazlardı bu bakımdan. Bu durumda bir tercihte bulunmaları gerkiyordu ve onlar hantal ve görkemli binalar yapmaktansa daha mütevazı ve zarif bir yapıyı tercih ettiler.

Endülüslü yapı ustalarını sıkıştıran bir diğer unsur ise Güneşti. Ağustos ayında ortalama sıcaklığın 35 dereceye çıktığı Granada'da Güneş'i dikkate almak zorundasınız. Alhambranın ustaları taşıyıcı sorunları yüzünden büyük balo salonları tasarlayamıyordu ama iç mekanları daha serin ve havadar tutmak için yüksek tavanlı odalar yapabiliyorlardı. Alt pencerelerden aldıkları sıcak ve kuru havayı odalardaki havuzlar sayesinde soğutup nemlendiriyor, tekrar ısınan hava yukarıdaki pencereden dışarı çıkarak bir hava akımı sağlanıyordu. İç mekan ve avlularda suyu kullanarak yapılan bu iklimlendirme sistemi Selçuklular tarafından Anadoludaki kervansaray ve medreselerde de kullanılmıştı. Emeviler bu iklimlendirme konusunda o kadar başarılıydılar ki dışarısıyla binaların iç avluları arasında ciddi derece farklılığı yaratabiliyorlardı. Hala daha Mersin Avlusunda ( Endülüs sarayının Büyük Avlusu, Camores Bölümüne dahildir) serin havanın tadını çıkartan kuş sürüleri görebilirsiniz. Açıkcası bir iç avluda deli gibi dönen bir kuş sürüsü görmek beni büyülemişti.
Mersin Avlusu

Mardin'den bir İç Avlu

Alhambra'da A noktasından B noktasına giden yol hiç bir zaman düz bir çizgi değil. Muhakkak zikzag çiziyorsunuz. Bu sayede mümkün olduğunca çok gölge yaratıyorlar. Bugün Alhambra'nın bulunduğu tepeyi çevreleyen orman 5.Karl'ın Granada'yı fethinden sonra kurulmuştu. Yani işgal kuvvetleri Alhambra'nın surlarına dayanmışken Granada'nın güneşiyle kavrulurken Emeviler, surların içinde kendi yarattıkları vahada serin serin duvarlarını koruyorlardı.

Bana sorarsanız insan sanatta ustalaştıkça sadeleşiyor. Rembrandt fırçasıyla ışıklar gölgeler cebelleşirken Keith Haring tek çizgiyle derdini anlatabiliyordu. Yine Osmanlı dönemi camilerinde Camiler son derece sadedir, duvarlarındaki tekrarlayan figürleriyle iznik çinileri ve sütun başlarını çevreleyen stilize figürler yeterlidir. Selçuklu eserlerine bakarsak, sanat o dönemde çok daha gençti. ustalar sınırlarını keşfetmeye çalışıyordu. Divriği Ulu Cami'nin taç kapısı bu arayışın eseridir bana göre, bir gövde gösterisi.
 Divriği Ulu Camii Kapısı     
         Emevi Sarayı Comares Cephesi

Endülüs Emevilerinin de Selçuklulardan bir farkı yoktu. Kendi sınırlarını keşfetme arayışında olan ustalar Selçuklulardan farklı olarak Kapılarını değil, evlerinin içlerini süslediler. Alhambra'nın Selçuklu eserleriyle arasındaki en bariz fark Alhambra'nın dışarıdan bakıldığında dilsiz olması. Kapıdan girene kadar sizi neyin beklediğini bilemiyorsunuz. Alhambra'nın birbirini takip eden ya da iç içe geçen grafik figürleriyle seramik kaplamaları için Mutluluğu Mimarisi kitabında mükemmelin arayışı diye yazıyordu. Tüm Alhambra aslında bir felsefenin, bir inancın tasfiri. Zarafet, alçak gönüllülük, huzur, Emevi dönemi islam inancını tarif eden kelimeler.
Emevi Sultanları bu aleni mesajı yine de göremeyecek olanlar için altyazı geçmeye karar vermişler ve Alhambra'nın duvarları konuşmaya başlamış. Mexuar'ın adalet dağıtılan Konsey odasının kapısında ''İçeri gir ve sor. Adaleti aramaktan korkma, onu burada bulacaksın'' yazar. Yine Mexuar'ın içindeki mescidin kapısı da size ''İhmalkar olmayın, duaya gelin'' diye seslenir. ''Benim konumum Taç ve kapım yolların ayrılma noktası: Batı içimde Doğu olduğuna inanıyor. Al-Gani bi-llah (5. Muhammed) bana vadedilmiş zaferin kapısını açmam için güveniyor ve ben onun gelişini şafağın ufuktan doğmasını bekler gibi bekliyorum.'' Comares'in çift kapılı cephesindeki bu yazı bana kendini patronuna ve görevine adamış bir adamı anlatıyor. Bir yazı var ki, her yerde kendini tekrar ediyor. Emevilerin mottosu haline gelmiş. ''Tek fatih Allah'dır''.

Bu kadar görevine adanmışlık, sürekli sana akıl veren duvarlar bir yerden sonra yorucu olmaya başlar sanırım. Eğer Muhteşem Yüzyıl'ın bana öğrettikleri doğruysa (Doğru olmalı,çünkü televizyonda gördüm), bizim padişahlar haremde kadın dırdırından bıktıklarında işten arkadaşlarla halısaha maçına gider gibi av partisine gidiyorlardı. Emevi sarayının da inşaatını başlatan 1. İsmail, daha tahta oturmadan tahttan sıkılacağına karar vermiş olacak ki Granada Sultanlarının yazlığı Generalife'nin de inşaasına aynı anda başlamış.( La yemin ediyorum çalışmaya niyeti yok adamın)
Generalife, Alhambra'nın bulunduyu tepenin yukarısında bir yazlık saray. Emevi sarayının taş işçiliğinden yoksun olan Generalife'e, şöyle bir alıcı gözüyle baktığınızda bir saraydan öte zengin bir adamın villası gibi gözükmekte. Generalife'nin asıl etkileyici tarafı muhteşem bir bahçesi olması. Tüm Endülüs manzarası çorak sarı tepelerden, bodur çalılardan ve kavurucu güneşten oluşurken, burada Granada Sultanları organik domateslerini yeriştiriyorlardı resmen.



Alhambra'nın Emevi döneminde At Nalı kemerlerinde Gothları kültürünü, duvarlardaki ayetlerde İslam öğretilerini bulabilirsiniz, Aslanlı avluyu çevreleyen ince sütunlar Emevilerin memleketlerindeki vahaları , o vahalardaki palmiyeleri tasvir ederken mekanların tavanlarını süsleyen mukarnaslar Granada'nın yakınındaki Nerja mağrasında görebileceğiniz dikit ve sarkıtları andırır.
Endülüs Emevileri, Alhambra'yı yaratırken kendi geçmişlerini, dinlerini, Granada'nın geçmişi ile harmanladılar.
Adalet Kapısı 
Adalet Kapısı 

 Ama vadesi dolan emevi imparatorluğu çöktü ve tüm güney İspanya bir kez daha Hıristiyanların eline geçti. Katolik muhafazakar 2. Ferdinand'ın Endülüs tahtına otururken ''Kimsenin yaşam tarzına karışmayacağız'' şeklinde vaatlerine rağmen zamanla tüm endülüsteki müslümanlar ve yahudiler ya göçe zorlandı ya da öldürüldü. Endülüsten Osmanlı imparatorluğuna göç eden Yahudiler, bugünkü Türk-Yahudi cemaatinin ataları.

 2. Ferdinand'ın ülke üzerindeki etkileri Alhambrada da gözükmeye başladı. Hükümdarlığını ilan etmek için Emevi sarayındaki duvar çinilerinden kendinden önceki iktidarın sembollerini çıkartıp yerine kendi sembolü olan çift başlı kartal simgesini işletti.Endülüsün her yerinden Çılgın projelerin ortaya atıldığı bir dönem yaşandı. Kurtuba Camii'nin içine katedral yaptıranı mı dersiniz, Sevilyadaki muhteşen camiiyi yıkıp Avrupanın en büyük katedralini yapmaya kalkanını mı!

Aragon Kralı 2.Ferdinand& Kastilya Kraliçesi 1.İsabel
Tabi ki Granada da bu çılgın projelerden nasibini alacaktı. Yedikleri haltı çok iyi bildiklerinden mi nedir müze mağzasında satılan turist kitapçığında bile 5. Karl Sarayından bahsederken ''Dünyanın en yanlış anlaşılmış eseri'' olarak başlıyor cümleye.
Alhambra'nın dışarıdan sağır duvarları, iç mekana göre şekillenen planı gösterişten uzak hali vs. tüm bunları gözünüzün önüne getirin. İşte tam Emevi sarayının karşısına, Alhambra'nın orta yerine Çağayan Adalet Sarayı gibi bir sarayı dikiverdiler. Simetrik planlı Saray dışarıdan kare şeklindeyken içeride yuvarlak bir avlusu var. 5. Karl Sarayı ,dış duvarlarındaki kabartmalar ve savaş tasvirleriyle Emevi sarayıyla bir tezat oluşturarak geçmişe olan saygısını gösteriyor (Yersen)

Zamanla Endülüs'e olan ilgi azalır ve Alhambra kaderine terk edilir. Yıkılsın diye gözünün içine bakılan ahşap evler gibi, yağmalanmasına göz yumulur. Birileri ,Barselona turizmden zenginleşirken kimsenin Granada'ya gelmediğini farkedince şehir elindekinin değerini anlar. Alhambra büyük bir restorasyondan geçerek bugünkü haline gelir. İnternette Granada hakkında okuduğum en iyi tanım ''Avrupanın hiçbir katolik şehrinde Katedralin bu kadar ikinci plana atıldığını göremezsiniz''. Katedralde bile Alhambra heykelcikleri sattıklarını düşünürseniz…

Alhambra'nın nasıl gezileceğine dair birşeyler söylemek lazım. Yazın turistlerin yoğun olduğu dönemde bilet alabilmek için gişenin önünde kamp kuran italyan turistlerden bahsediliyor. Bileti önceden internetten almakta fayda var. Alhambra biletleri ise öğleden önce ve öğleden sonra olarak ikiye ayrılmış. Aslında bu zaman sınırlaması Sadece Emevi sarayını ve Saray bahçesini kapsıyor. Onun haricinde Alhambra'nın kapılarından girdikten sonra içeride istediğiniz kadar takılabilirsiniz. Emevi sarayının duvarları taş işlemeleriyle dolu olduğundan ziyaretçilerin süresini bu şekilde kısıtlamazlarsa yemin ediyorum o japonlar orayı evi yapar. Zaten kısıtlı gezme süresiyle bile zilyon tane resim çekiyorlar. Alhambra'ya ulaşım içinse , Alhambra zorlu bir tırmanış olacak. Eğer mızmız bir kız çocuğu iseniz Plaza Nueca'nın karşısından kalkacak otobüslerle tırmanışın en zorlu kısmından kurtulabilirsiniz. Eğer zengin ve mızmız bir kızsanız, taksiye atlayıp bilet gişelerine kadar gidebilirsiniz elbette. Biz internette aldığımız biletlerin çıktısını bir gün önceden aldığımızdan, Alhambrayı gezme günümüz geldiğinde bilet gişelerine gitmek zorunda değildik. Gişeler Alhambra ile Generalife arasında bulunduğundan bu iyi birşey. Ertesi gün doğrudan Adalet Kapısından girip geze geze yukarı Generalife'ye çıkmıştık. Yine Plaza Nueva'nın karşısından otobüslerin daldığı yoldan yayan olarak yukarı çıkıp Alhambra'yı çevreleyen ormanın içinden geçerek Adalet kapısından girerek bizim rotamızı izleyebilirsiniz. Plaza del Realep'den başlayan rota diğerlerinden daha manzaralı. Çıkarken değil de inerken bu yolu tercih ederseniz daha geniş geniş manzaranın tadını çıkarma şansınız olur.

18 Ekim 2012 Perşembe

Monet'in Bahçesi


Oscar Claude Monet tam bir sayfiye insanı, emekliliği bile gelmeden Çanakkale'ye gidip domates yetiştirecek cinsten. ''Çiçeklerim ve resimlerin dışında başka hiçbirşey beni ilgilendirmiyor'' diye buyurmuş kendileri.
Farklı seriler çizmiş olmasına rağmen asıl ustalığına çiçek resimlerinde ulaşmış. Gelincikler tablosu uzun yıllar teyzemin duvarını süslemişti.
Bu manzara resimlerini Paris'in orta yerinde çizemezdi elbette. Sürekli şehir dışına doğa yürüyüşlerine çıkarmış. Yine böyle bir gezi sırasında görüyor Giverny'i. Paris'in biraz dışında sessiz sakin bir kasaba. Monet ilk fırsatta ailesiyle beraber buraya yerleşmiş ve kısa sürede de kiraladığı evi satınalmış.
Asıl ilgimi çeken olay bundan sonra yaptıkları. Resimleri için dağ bayır gezen adam kendi modelini yaratmaya karar veriyor. Yerel yönetimden izin alarak yakındaki bir kaynaktan bahçesine su çekiyor ve kendine ait bir göleti oluyor. Bahçe dediysem ,adamın 8 bahçivanı var, öyle bir bahçe yani! Göletinde çeşit çeşit nilüferler yetiştirmiş ve daha sonra fransız devletine hediye etmek üzere bunların dev boyutlarda resimlerini yapmış.
O dönem avrupa japon ressamların ahşap baskılarıyla dolu. Japonların dingin doğa resimleri Monet'in hem resmini hem de bahçesini etkilemiş. Resimlerinde model olarak kulanmak üzere bahçesine bir japon köprüsü yaptırmış. Benim de duvarımda Hokusai'nin Büyük Dalga resmi asılı, ben en fazla gittim bir tane Atatürk çiçeği aldım salona renk katsın diye. Teey tey...
Bugün Monet'in Giverny'deki evi ve bahçesi gezilebiliyor. Bahçe tam bir çiçek cenneti ama görülmeye değer tek şey bahçe değil. Evin kendisi de Monet'in tablolarından birine dönüşmüş. Aslında mimarisi bile bir tuhaf, 5 metreye 40 metre, yemek odası sap sarı, mutfak mas mavi. Derseniz ki 40 dakikalık yolu gitmeye değer mi? Ona birşey diyemem. Yani on günlüğüne Paris'e gitsem zaten üç gün Louvre'u gezerim, gene de Monet'e vaktim olmaz. Tercih sizin. What Dreams May Come filmindeki gibi tabloların içine dalmak isterseniz ,sanırım buna en yakın şey Monet'in bahçesi olacaktır.

Giverny'deki evin planı
İnce uzun tuhaf bir ev
Monet'İn evdeki atölyesi. Daha sonra Nilüfer serisi gibi resimler için daha büyük atölyeler inşaa ettirmiş. Van Gogh, zavallım resimlerini yakarak ısınırdı, Monet ise içine sinmeyen resimleri yakarmış.





Adamın hakkını vermek lazım, renkleri evinde de resimlerindeki kadar cesurca kullanmış.
Monet'in bahçe planı, zaman içinde biraz değişmiş ve her hevesli bahçıvan gibi bahçesiyle uğraşmaktan, yeni çiçekler yetiştirmeyi denemekten asla vazgeçmemiş.

Monet'İn japon ressamlarından etkilenerek inşaa ettirdiği Japon köprüsü. Son yıllarında sudaki yansımalarla çok uğraşmış, salkım söğütlerin durgun sudaki yansıması ve nilüferler.
Köprüler japon ressamlar için de önemli bir öğe

Gelincikler tablosu
Kaynak: 
Sabancı Müzesi
giverny.org
wikipedia
abcgallery.com
ohmigallery.com

9 Ağustos 2012 Perşembe

GOTHAM ŞEHRİ MİMARİSİ PİTTSBURG, PENSİLVANYA'DA CANLANIYOR


Pittsburgh Skyline, Photo by esherman - http://www.flickr.com/photos/esher27/
Yönetmen Christopher Nolan, gişe rekorları kıran Batman serisinin son filmi ''Kara Şövalye Yükseliyor'' u çekmeye hazırlanıyor. Yönetmen, üçlemesinin final bölümünde filmin bir kısmını Pittsburg'da çekiyor.
Nolan'ın Batman çekimleri şimdiye dek dünyanın dört bir yanını gezdi; Hindistan, İzlanda, Romanya, Hong Kong, Londra, Los Angeles, New York, Şikago ve şimdi de Pittsburg. Her Şehir, Batman'in dünyasına ve Gotham şehrine eşsiz parçalar sundu. Aradan sonra daha fazlası geliyor.
PPG Place, Photo by matt.mendick - http://www.flickr.com/photos/mattmendick/
Nolan, Pittsburg hakkında '' Bu şehrin mimarisi - Bu etkileyici boyutlarıyla çok güzel bir şehir '' demişti. Pittsburg şehir merkezine hayran kalmış ve sıradaki filmi için paha biçilmez olduğunu söylemişti.
Filmde kullanılacak çekim alanlarının çoğu pek bilinen yerler değil ama neo-gotik tarz cam cephesiyle Philip Johnson'ın PPG Place ya da Charles Klauder'in, 163 metrelik boyuyla Learning Katedralinin de Batman'e ve Gotham Şehrine son derece iyi uyum sağlayacağını düşünüyorum.
Muhtemelen filmde Arkham Asylum olarak göreceğimiz bir yer de masif taş cephesiyle Henry Hobson Richardson'ın Allegheny Eyalet Hapishanesi ve avlusu. Tabi film gelene kadar bunların hepsi sadece tahmin.
Şimdilik çekim yapılan yerler Carnegie Mellon Üniversitesi, Heinz Field ve doğu yakasında Lawrenceville mahallesi.
Allegheny County Courthouse, Photo by sportsedit15224 - http://www.flickr.com/photos/29023375@N04/
Her Sanatçı, Gotham şehrini farklı yollarla tasfir etti. Şehir çoğu kez de abartılı karakteristik özellikleri olan belli mimari tarzlarla yansıtıldı, masif kat kat uçanpayandaları olan gotik katedraller ya da devasa Art deco ve Art Nouveau'larıyla Anton Furst ve Tim Burton filmleri gibi. Christopher Nolan'ın yorumunda Gotham'ın eski Art-deco ve Gotik binalarının yerini Şikago'nun modern cam gökdelenleri aldı. Nolan; Gotham şehrini, şehrin geçirdiği çeşitli mimari dönemlerin görülebileceği büyük modern bir motropolitan olarak yansıtması için yapım tasarımcısı Nathan Crowley'le çalıştı.
Chicago, Photo by kern.justin - http://www.flickr.com/photos/justinwkern/
Gotham şehri New York ve Şikago'nun bir karışımı, Nolan'ın karışımındaki ağırlıksa Şikago'da. Film için Şikago yerine Pittsburg'u seçmesindeki ilginçlik ise Pittsburg'un Şikago'ya benzememesi ve Pitssburg, Şikago ile karşılaştırdıldığında boyut olarak ancak şehrin bir parçası olabilir. Şimdilik film hakkında çok az şey biliniyor. Bu da bizi şu soruya götürüyor;Kara Şövalye Yükselior'un bir kısmı Gotham şehrinin dışında geçiyor olabilir mi?
Fifth Avenue Place Pittsburgh, Photo by brdonovan - http://www.flickr.com/photos/58621196@N05/
Şikago, Nolan'ın önceki filmlerinde Gotham şehri olarak bize sunulurken Metropolitan çevre her iki filmde de birbirinden oldukça farklı yansıtıldı, Batman Başlıyor filmi sanki Kara Şövalye'den tamamen farklı bir şehirde geçiyor gibiydi.

Muhtemelen Nolan ve görüntü yönetmeni Wally Pfister,ellerindeki gelişmiş CGI teknikleri ve film endüstrisinin gelişmiş teknolojilerini kullanarak yaratacakları ilüzyonla Pittsburg'u da Gotham'In daha önce görülmemiş bir yüzü olarak bize sunacaklar. Şu anda yalnızca tahmin edebiliriz.Film 20 temmuzda vizyona giriyor.

Çeviri:  archdaily

http://www.archdaily.com/157283/gotham-citys-architecture-portrayed-in-pittsburgh-pennsylvania/



29 Mayıs 2012 Salı

Geçen akşam kardeşimle beraber Remgillerdeydik...


Geçen gün bahar temizliği niyetine kitaplığıma girdim. Yıllardan beri sakladığım defterlerim var. İçlerinde ne olduğunu ben bile unuttum. Bu defterlerden birini karıştırırken bir not gözüme çarptı
'' Koolhaas Houselife''
Zamanında not almışım ama daha sonra ilgilenmeye fırsatım olmamış. Kısmet bugüneymiş diye geçtim bilgisayarın başına. Bahar temizliği biraz daha bekleyebilir.
Belgesel, Rem Koolhaas'ın 1998 yılında Bordeaux'da tekerlekli sandalye kullanan bir müşterisi için yaptığı evi anlatıyor, Maison a Bordeaux.( Time Dergisi; 1998 Yılı En İyi Tasarım)
Ama belgeselimizin kahramanı evin temizlikçi kadını. Dolayısıyla belgeselin gidişatını Rem Koolhaas'ın modern mimari görüşü vs. değil, baya baya bizim Perihan abla belirliyor.


Evi veya belgeseli çok fazla anlatmak istemiyorum, internette kolayca bulunuyor. Kendiniz izleyin görün.
Ama şunu söylemezsem çatlarım; o kadının, üçgen basamaklı dönen merdivenden, elinde elektrik süpürgesiyle çıkma çabası efsaneydi.

Aslında kendimizi olaya fazla kaptırdığımızda gerçeklikten nasıl koptuğumuzun resmidir. Sen kesintisiz manzara diye tüm duvarları cam yaparsan kadın da perdeleri düzelteyim diye 15-20 dk boyunca yürür.
Brüt beton olsun, malzemenin ham halini göreyim dersen, Rem Koolhaas da olsan, yaptığın evi su basar, pencere altlarına eski fanilalarını sıkıştırırlar.

Ama müşterinin Rem'e evi sipariş ederkenki sözlerini düşünüyorum da belki de bu evi ''engellilere'' bakış açımızı değerlendirdiğim bir yazı içinde anlatmalıydım.

“Tahmin edebileceğinin aksine, yalın, basit değil, karmaşık, komplike bir ev istiyorum. Çünkü, başkalarının aksine, bu ev benim hayatımı belirleyecek”
Bakmayın böyle durduğuna, aslında nasıl sevimli bir adam anlatamam.