3 Mart 2016 Perşembe

Kıt kanaat ingilizcem ile Adrian Smith + Gordon Gill Architecture'a yolladığım eposta

Please don’t do this İstanbul Cultural Center Project.
This is wrong for particular reasons. Let me explain.
Architectural History;
In 1946, young Republic of Turkey was decided to build his first Cultural Center. It was a step of his way to be a modern country. Architect Feridun Kip and Architect Rüknettin Güney start the Project but soon they had to stop because of financial problems. After seven years government found the Money to finish the Project and gived the job to Architect Hayati Tabanlıoğlu who studied on Theater Architecture in Germany.
Design of Atatürk Kültür Merkezi (Atatürk Cultural Center) Show us the Zeitgeist, a young and modern Country who turned his face to the west.

In time building get old, needs are changed and aesthetic is changed. Everybody accept that, AKM needs to be restored. But is it right the way to building a new one? It is cheapest, easiest and fastest way, yes. But not the right one. Once we lost the AKM , we will also loose the History. Today nobody  suggest to demolish and build a new White House or Buckingham Palace.
When our conservative Government closed the AKM to restore it, everybody panicked. After reaction of the people they gave us their guarantee not to demolish the building. Even the restore job has been given to Murat Tabanlıoğlu, son of Hayati Tabanlıoğlu.
But soon after all restore job stopped because of financial problems. Since 2008 İstanbul has no Cultural Center and AKM became a ruin, a Police Station.

People's Reaction;

After 5 year (2013), our Goverment has a new idea; building a Mall on Taksim Gezi Park. İstanbul Architects Union's reaction was fast. They organized our colleges and students starts camping on park to stop the construction.
After Police's over reaction, a simple protest became a movement. During this moment Prime minister of Turkey suggest demolish the AKM and build a new Baroque Cultural Center...
Architect's Union accused to be a Terrorist group. People were abused in police custody, murdered in the streets. After months (and few funerals) Government give up the Mall project. All legal cases against protestors dropped, AKM is still closed and nothing is happening.

Why building a new Cultural Center is a bad idea?
After Gezi Movement, AKM became political symbol. Destroying this symbol for a new building, baroque or not, will not give a good message. People are already start talking about the resemblance between your tower and minaret.
Because of the obvious reasons no Turkish Architect would accept this job. This project could start another movement. Government also know that. That means next time Police will overreact sooner.

Why the government want to take Atatürk Kültür Merkezi (Ataturk Cultural Center) down?
This is a conservative government. They don't deny; they miss the Ottoman Empire . Even some Deputy's sad ''Republic is just a commercial break''. Some people are talking about ''new Ottoman Era''.
AKM is a symbol of Republic. Even his name came from our founding father Mustafa Kemal Atatürk. Your project name is İstanbul Cultural Center, this is not a coincidence.

Please don't do this project. This is unethical.

Best Regards


Architect Erdem Adalı


Benin de söyleyeceklerim var diyenler için : info@smithgill.com

17 Ocak 2016 Pazar

Çölde Bauhaus :Albert Frey


2. Frey evi bana sorarsanız pek de eve benzemiyor.Daha çok  Mies van der Rohe'nin Barselona Pavilyonunu hatırlatıyor. Mimar Albert Frey üniversitede okurken Bauhaus fırtınalar estirmekteydi, bunun da üstüne Albert Frey'in mezun olduktan kısa süre sonra Le Corbusier ile çalışmaya başlaması da çölün ortasına camdan bir ev yapmanın sebebini açıklıyor.

Benim ataların ok atıp, okun düştüğü yere otağlarını kurduğundan olsa gerek yapı olarak üşengeçim. Albert Frey ise İsviçre doğumlu olduğundan mütevelli evi yapacağı doğru yeri bulmak için dağ tepe gezmiş. Doğru noktayı bulduktan sonra da güneşin haraketlerini, hangi saatte nereye nasıl gölge düştüğünü görmek için de bir zaman harcamış. Evin yerine ve yönüne karar verikten sonra da evin içine dahil edeceği kaya parçasının şablonunu çıkartmış (Annemlerin eve hızar getirip dolabın kapaklarını giriş holünde kesen ustaya selamlar olsun). Tüm bunlar 4 yılını almış, 4 yıl!
Tabi o kayanın orada imar var mı derseniz bugün Albert Frey'in , Palm Springs'in en önemli binalarından bir kaçının mimarı olduğunu belirtmeliyim. Şehirde Modern Mimari turu düzenleniyor her yıl, gelip bu evi gezdiriyorlar. Muhtemelen belediyede biraz nazı geçiyordu.

Birinci Dünya savaşı bittiğinde genç Albert 16 yaşındaydı. Anası kendisini bir Kadir gecesi doğurduğundan savaş onun askerlik çağı gelmeden bitmişti ama savaştan sonra yaşanan yoksunluğu yaşamış olmalı.
''Gençliğimde zorunluluktan dolayı en az malzeme ve efor gerektiren tasarımlar yapmak zorundaydım. O zamanan beri bu prensibi   estetik olasılıklar yaratmak ve zihnimi tatmin eden bir meydan okuma olarak görüyorum. Şimdi artık anlıyorumki kaynaklarımız sınırlı ve büyük ölçüde nüfus artışıyla beraber artan tüketim iyi değil''
Binaenaleyh Albert ikonik çöl evinin çatısını trapez gibi avam bir malzemeyle kaplar!

Anadolunun dar sokaklarında bir ev yapmadığından ötürü Albert'in  cam bir kutu tasarlarken mahremiyetle ilgili büyük sıkıntıları yoktu. Ama bu onu evde donla gezerken görebileceğiniz anlamına gelmiyor. 4 yıl boyunca dağda bayırda boşa gezmediğinden evi öyle bir yerleştirmiş ki eve giden yoldan ilerlerken bine evi göremiyorsunuz.Tek gördüğünüz şey yamaçtaki doğal taşlardan yapılmış istinat duvarı oluyor.

Çölün ortasına yerleştirilmiş her bekar evinin olmazsa olması havuz evin merkezinde.Yaşam alanı iki kottan oluşuyor. Sabit oturma grubunun sırtı üst katta yemek masasına dönüşüyor. Yaşam alanı ile yatak odasını ayıran tek şey camdan içeri girmiş kaya parçası. Bizim haremlik selamlık mantığımıza pek uyduğu söylenemez.
Albert Frey bu evi 1964'de tamamladı. 1945'de ikinci dünya savaşı bitmiş ve 1947'de soğuk savaş başlamıştı. Soğuk savaş dönemi insan psikolojisi açısından ilginç bir dönem. Amerikada tam bir nükleer savaş korkusu hakim, okullarda çocuklara nükleer bomba patlarsa masaların altına saklanmaları öğretiliyor. Delirmiş amerikalılar evlerinin bodrumlarında sığınaklar kazıyor. Ama  bir yandan da 1962'de Jetgiller başlıyor. Geleceğe dair umut dolu bir bakış. Hizmetçi robotlar, her yerde tuşlar, uçan arabalar. Soğuk savaş bir uzay yarışına dönüştüğünden dolayı roketler tüm tasarımları etkiliyor.



Frey evinin içine baktığınızda roket çağının, jetgillerin etkisini görebiliyorsunuz. Tüm mobilyaların evin bir parçası oluşu ve kayanın üzerindeki aydınlatma anahtarı ile tam bir jetgiller evi.
Albert Frey 1967'e 30 m2'lik bir misafir odası eklemiş. Evin geri kalanının 74 m2 olduğu düşünülürse büyük bir değişiklik. Ev o zamandan beri olduğu gibi korunuyor ve her sene ziyarete açılıyor. Palm Springs'e yolum bir gün düşerse eğer blog.modernismweek.com adresinden bilet bakılmalı. Mümkünde kokteylli akşam turunu yakalamak lazım.





'Işıltı şehirden, bilgelik çölden gelir'
Arrakeen Atasözü


Kayak:

Wikipedia

1 Ekim 2015 Perşembe

Kınalıada Camii

Geçen bir adamla tanıştım. Daha önce duymamıştım, Numeroloji diye birşeyden bahsetti bana. İsmini ve doğum tarihini veriyorsun ona göre hesaplar yapıyor. Karım yediymiş. ben de bol bol dört varmış ve ikimiz de uzaylıymışız. İlk başta 'Uzaylı bu çocuk yea!' manasında söyledi sandım ama baya ciddi ciddi 'Uzaylı bunlar' diyince 'Uzaylı ne demek?' dedim; ruhum geçmiş yaşamlarında başka galaksilerde insan olmayan varlıklar olarak yaşamış.

Galata köprüsü ve Karaköy meydanı yapım çalışmaları sırasında Karaköy Camiinin yıkım kararı alınıyor. Ama o zamana kadar Türkiye'de yıkılmış bir cami yok ve Adnan Menderes hükümeti de ilk cami yıkan iktidar olmaya pek hevesli olmadığından yaratıcı bir çözümle ortaya çıkıyorlar.
Kınalıada'da müslüman cemaat cami yapımı için yardım istemektedir. Peki madem cami istiyorsunuz, bizde de fazla cami var. Kullanmıyoruz zaten, size verelim derler ve cami yıkılmamış taşınmış olur. Tabi camiyi motora yükleyip adaya göndermeden önce kaybolmaması için tüm değerli kısımları ayırmayı akıl edebilmişler. Mesela abanoz ağacından oyma nakışlı ahşap mihrabı ve minberinin Mercan'daki Atik İbrahim paşa camiinde olduğu söyleniyordu. Maalesef yakın zamanda yapılan testler bunun doğru olmadığını ortaya çıkardı. Kasımpaşa'daki Kethüda Camii'nin mihrabının da Karaköy Camiiden geldiği söyleniyor ama o da yakın zamanda fos çıktı. İyi ki değerli parçaları saklamaya karar vermişler değil mi? Venedikten gelen avize, değerli halılar filan hep kaybolmaması için bir yerlere kaldırılmış. Nereye kaldırdığımızı unuttuk ama kaybolmadıklarından eminiz.

Şimdi resmi kayıtlara göre geri kalan tüm parçalar numaralandırılarak adaya gönderiliyor ama motor fırtınaya yakalanınca bir kaç parça haricinde herşey denizin dibini boyluyor. Resmi olmayan hikayede ise şu şekilde:

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Padişah Avcı Mehmet zamanında 7 yıl hizmet vermiş bir Osmanlı sadrazamı idi. Tüm başarılarına rağmen 2. Viyana seferinin başarısızlğa uğramasından sonra uğradığı ihanetler bilinmesine ve ilk başta Padişahın bile ''gg bro'' diye mesaj yollamasına rağmen Viyana'dan kalkıp İstanbul'a gelene kadar rakipleri tarafından altı oyulmuş ve idama götürülmüştü.
Merzifonlunun idamından sonra olaya hakim olacak bir sadrazam bulunamadığından Balkanlar'da çöküş başlamış.

İşte bu Sadrazam kellesi başında iken 2. Mehmed zamanında Karaköy'de yaptırılan harap haldeki tekkenin yerine Raimondo D'Aronco'ya yeni bir mescit siparişi verir. Yağkapanı adıyla anılan, altında dükkanları bulunan cami zamanla harap hale gelince (napıyorlar oğlum bu camileri?) 1903'te bu sefer 2. Abdülhamid'İn emriyle yine D'Aronco tarafından aynı yere Art Nouveau tarzında ünlü Karaköy Camii inşaa edilir.
İki kez kefeni yırtan cami bu sefer 1958 senesindeki meydan genişletmesine kurban gider.

Bugün Karaköy camiinden geriye birkaç resimden ve yazıdan başka birşey kalmadı. O yüzden çokgen planlı olduğunu ve altındaki dükkanları sadece resimlerinden biliyoruz.
D'Aronco, Ziraat bankasının arkasındaki dar parselde camiyi dikine yükselterek karaköy gibi yoğun bir yerde arada kaybolmasını önlemişti. Kemankeş caddesine bakan yüzünde apartman dokusunu devam ettirirken Karaköy meydanına bakan yüzünde hakim alana minareyi yerleştirerek meydanda caminin yerini işaretlemiş.

Ama yapının asıl cephesi bana sorarsanız Galata köprüsünden geçerken sizi karşılayan güney cephesiydi. Buradan gelenler camiyi tam karşılarına almış oluyordu. Ziraat Bankasının arkasından size bakan yapının Minaresi Ziraat Bankası binası ile aynı yükseklikteydi. Cephesi mermer kaplıydı. Bir cami için alışılmadık bir malzeme değil. Ama dışardan kendini belli eden sekizgen plan, T pencerelerle beraber tam bir Art Nouveau örneğiydi. Yine köşelik bir plana sahip mermer kaplı minare gövdesi boyunca spiral bir şekilde dizilen dikdörtgen pencerelerle kaplıydı.D'Aronco, minarenin bitişini sürpriz bir şekilde arabesk uslupta bir şerefeyle bitirmeyi seçmişti.

Adalılar da tüm şu olaylara ve ellerindeki camiye bakmışlar ve demişler ki ''Ne alakası var lan adayla?!'' Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın adalara ayak dahi bastığına dair bir ibare yok. Cami desen karaköyde büyük heybetli yapıların arasında kaybolmaması için tasarlanmış. Adada ahşap köşklerin arasında, deniz kenerında tam kel alaka olacak. Devlet desen zaten camide beğendiği ne varsa almış. Venedik'ten gelen avize ve halıları dahi Teberrükat Memurluğuna devretmiş. Sana söküp de satamadıklarını veriyor! Bir akıllı siz misiniz lan diyerek caminin taşlarını satmışlar. Muhtemelen satamadıkları ellerinde kalan taşlar ile hatıra olsun diye ayırdıkları bir parçayı adaya getiriyorlar.
Satıştan gelen parayı ve kalan taşları Mimar Başar Acarlı'ya teslim ediyorlar. O da Mimar Turhan Uyaroğlu ile başlıyor Karaköy camiini bir sonraki hayatına hazırlamaya.

Kınalıada Camii bir önceki yaşamına göre form olarak farklı olsa da olaylara yaklaşımları aynı. Kınalıada camii yine geçmişi taklit eden değil, çağını yansıtan bir cami. Kubbe yerine ışığı içeri almak için birbirinin üstüne binen iki parçadan oluşan kırıklı bir çatıya sahip. O dönemde dahi imamlar minarelere çıkmayı kestiğinden hantal bir minare yapmaktansa amacı caminin yerini göstermek olan daha heykelimsi bir minaresi var. Minarenin bir başka orjinalliği ise ana yapıdan bağımsız olması. Bahçe duvarındaki beyaz taşlar Karaköy camiinden kalan taşlar. Avlu duvarının amacı ise alan tanımlamak. Bu sebepten çok yüksek değil.

İslamiyette camiye yardım olmadığından camileri destekleyecek vakıflar kurmak ve camilere gelir sağlayan dükkanlar yapmak çok eskilerden beri bilinen bir çözüm. Kınalıada camii de aynı çözümden faydalanıyor.
Form olarak Karaköy camii ne kadar dikeyse Kınalıada camii de o kadar yatay.
Caminin namaz alanının yerden yükseltilmiş olması iklim kontrolü için fayda sağlasa da yetersiz kaldığı bir gerçek. Yazın içersinin makul bir sıcaklığa çekilmesi için klima takılmak zorunda kalındı. Üstelik ana mekan ışığı içeri doğrudan almıyor bile.


Sorunlara olan modern yaklaşımları ve cami mimarisine eleştirel yaklaşımlarına rağmen bizde cami deyince olay sadece kubbe ve minare olarak algılandığından bu camiyi yadırgayanlar da çok oldu.
Benim bile hatırladığım '' Böyle cami olmaz. Burada namaz kıldırıyoruz ama eh işte'' diye saçmalayan imamlar oldu. Dedem bile geçen ''CHP dönemi camiisi'' dedi. Biliyorsunuz mimarlık akımlarında yeri var CHP döneminin. Barok-Gotik-Modern-Post Modern- CHP !
Biz hala daha imamların çıkmadığı minarelere neden şerefe yaptığımızı sorgulamazsak, betonarmeden kubbeler yapmaya devam edersek Kınalıada Camii gibi camileri zor yaparız. Emre Arolat bir fırsatını buldu da Sancaklar Camiini yaptı. Ama bu gibi camilerin normalleşmesi, yaygınlaşması için kaç fırın ekmek daha yememiz gerek bilmiyorum. 1964'de yapılmış Camii bizim için hala daha yenilikçi bir camiyse bizde bir problem var demektir.

Türkiye'de kafalar o kadar karışık ki bence insanlar şöyle bir durup kendilerine dışarıdan baksa herşey çok farklı olur. Mesela dönemin savcıları , Ada cami vakfının Modern Türk Mimarisinin en iyi örneklerinden biri olan bu camiyi yaptırmasına aldırış etmeden ''nasıl devletin size emanet ettiği taşları satarsınız'' diye vakıf hakkında dava açtı. Taşların denize dökülmediği ispatlanamadığından kimse ceza almadı diye biliyorum ama asıl tuhaf olan Merzifonlu kara Mustafa paşa camiisinin en başta sökülüp yok edilmesine sebep olan meydan çalışmasının tamamlanmamasıydı. Aslında koca cami hiç yerine sökülmüştü. Zaten nasıl işse aynı meydan alanı içinde gözüken Ziraat bankası binasını sökmeyi kimse düşünmemişti. Savcılar birileri hakkında dava açacaklarsa bence yangından mal kaçırır gibi boş yere camiyi sökenlere dava açılmalıydı.

Kınalıada camii ile ilgili söyleyebileceğim son şey en iyi dondurmacının karşısında yer alıyor olması. Bayrağı babası Ömer ustadan devralan Suat abi ben kendimi bildim bileli Kınalıadada o küçücük dükkanda mevsimlik meyvelerden taze dondurma yapıyor. Adaya her gittiğimde acaba ne yesem diye kara kara düşünmeme sebep olan dondurmalarında çoğunlukla tercihim vişne, limon, kavun, karadut, bal-badem, çilek, bisküvi. Bir külaha 4 toptan fazlasını sığdıramadığımdan tam bir Sophie'nin Seçimi. En son biri Bodrum mandalinası getirip kendine özel dondurma yaptırmış. Biz de tatma fırsatı bulduk. Hani böyle ekşi ekşi olur ama bol çekirdekli olduğundan tadına vara vara yiyemezsin ya. İşte o lezzet.

''Tuğla bile birşey olmak ister.Sorarsınız;Tuğla, ne istiyorsun? Ve tuğla size ' Kemer seviyorum ben' 'Ben de kemer istiyorum ama kemerler pahalı, beton lento kullanabilirim' ve tuğlaya sorarsınız 'ee ne diyorsun tuğla?' Tuğla der ki 'Ben kemer seviyorum''

Louis Khan


Kaynak:
http://camiiler.com/denizin-dibindeki-tarihi-camii/

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Özlediğimiz Bauhaus bu !


Kaynak:
Yann Jacotey (mazscara-cenception)
https://www.facebook.com/mazscara1